Gayrimenkul Network - Söyleşi


go to the

profile page


download here:

pdf


Gayrimenkul Network - Söyleşi

MİMARİ DEĞERİ ARTTIRAN GİRİFT YAKLAŞIMLAR

Mimarlığı ve mimari müdahaleyi çevresel bir mesele olarak kente ve kamusallığa katkısının dışında, projeye de artı değer yaratacak bir şekilde ele aldıklarını belirten Slash Architects’ten Şule Ertürk Gaucher ve İpek Baycan, kentsel- kamusal faydaları içeren girift yaklaşımın hem yatırımın, hem de projenin değerini arttırdığında dikkat çekiyorlar.

Kentsel bağlamda mekan üretim biçimlerini araştıran, mimarlığı kentsel, işletimsel ve mekânsal potansiyelleri ortaya çıkartmak için ara yüz olarak kurgulamayı hedefleyen Slash Architects, çağdaş mimarlık yaklaşımlarını “tek kişinin elinden çıkan” bir üretim olmaktan öte, daha bütüncül ele alınması gereken farklı vasıf ve deneyimlerin ortak ürünü olarak ortaya koyuyor. Tasarlanabilir her konu ve ölçeği girift bir şekilde ele alarak, hepsine aynı hassasiyette yaklaşan Slash Architects, farklı ölçeklerdeki mimari proje üretimindeki yaklaşımını, tipolojilerinin yeniden düşünülmesi ve kent bağlamı içinde yeniden yazılması yönünde ele alıyor. “Mimarinin kentten bağımsız düşünülemeyeceğine inanıyoruz” diyen Slash Architects’in kurucu mimarları Şule Ertürk Gaucher ve İpek Baycan, kent ile mimarinin entegre düşünülerek geliştirilen mimari yaklaşımların kentte bir akupunktur etkisi yaparak çevreyi dönüştürerek konforu ve kalkınmayı arttıracağına inanıyorlar. Şule Ertürk Gaucher ve İpek Baycan ile gayrimenkul sektörü içinde mimarlığın kent için üstlendiği pozisyonu ve kendi üretim biçimlerini ele aldık.

1-SlashArchitects’in mimarlık anlayışı hangi kriterler üzerine kurulu? Tasarım anlayışınızda nasıl bir ele alış var? Hangi kaygılarla hareket ediyorsunuz?

Mimarlık pratiğini mimarlığı besleyen bütün tasarım kanallarını birleştirerek ele almaya çalışıyoruz. Slash Architects de bu anlamda ismini “slasher” kavramından alıyor. Biraz daha açıklamak gerekirse “slasher” kavramı, farklı uzmanlıkları bünyesinde barındıran ve bu şekilde daha bütüncül tasarımlara ulaşmayı hedefleyen bir yapıyı ifade ediyor. Biz de Slash Architects olarak çağdaş mimarlığı “tek kişinin elinden çıkan” bir üretim olmaktan öte, daha bütüncül ele alınması gereken farklı vasıf ve deneyimlerin ortak ürünü olarak ortaya koymayı hedefliyoruz.

Slash Architects olarak kentsel bağlamda mekan üretim biçimlerini araştırarak, mimarlığı kentsel, işletimsel ve mekansal potansiyelleri ortaya çıkarmak için ara yüz olarak kurgulamak önceliğimiz. Tasarlanabilir her konu ve ölçeği girift bir şekilde ele alarak, hepsine aynı hassasiyette yaklaşımı önemsiyoruz. Mimari mekan üretimindeki yaklaşımın, tipolojilerinin yeniden düşünülmesi ve kent bağlamı içinde yeniden yazılması yönünde, 2013 yılından bu yana farklı ölçeklerde projeler geliştiriyoruz.

2-Kent, mimarlık, çevre, ekoloji gibi bir takım parametreler düşünüldüğünde sizin de söyledikleriniz/söyleyecekleriniz var… Buradaki yaklaşımınızın özü nedir? Nasıl bir noktadan yaklaşıyorsunuz bu meseleye?

Sizin de soruda belirttiğiniz gibi mimarlığı ve mimari müdahaleyi çevresel bir mesele olarak görüyoruz. Ölçeği ne olursa olsun, projeye yaklaşırken kente ve kamusallığa katkısının ne olacağını, nasıl olacağını sorgulayarak başlıyoruz. Kentsel parametreler bağlamımızı oluşturmamızda büyük rol oynuyor. Yatırımcının briefinin üzerine düşünürken kentsel-kamusal faydalara da yönelik düşünmeye devam ediyoruz, nitekim bu girift yaklaşımın da yatırımın ve projenin değerini arttırdığına inanıyoruz. Yapılan mimari müdahale oluşturulurken kentsel ve kültürel sorumluluklar da gözetildiği takdirde, dolaylı ya da direkt şekilde yatırımcıya mutlaka fayda sağlıyor. İşletimsel parametreleri bu hassasiyetle harmanlayan projelerin başarılı olduğuna inanıyoruz.

Çevre ve ekoloji konusunu başlı başına ele alacak olursak, tasarımlarımızın ortaya çıkışında en önem verdiğimiz parametreler olduklarını söyleyebiliriz. Proje alanlarını analiz ederken ve tasarıma ön hazırlık aşamalarında çevresel verileri ön planda tutuyoruz. Mimari ölçeğin çevresel verilere verdiği tavır, kentsel konumlanışını ve stratejik değer”ini belirliyor bize göre. Bu sebeple analiz ve çıkarım aşamalarında doğru konumlanış, kontrollü gün ışığı, rüzgar yönetimi, yumuşak zemin, sert zemin ilişkileri üzerine çalışmalar geliştiriyoruz. Bu anlamda sayısal hesaplamalı (computational) programlar kullanarak tasarımlarımızı geliştiriyoruz. Her ölçeğe yaklaşımımızda lokal olarak katabileceğimiz ekolojik değeri katmak; bu yaklaşımın akupunktur etkisi ile çevresini dönüştürmesine, konfor ve kalkınma değerini arttırmasına imkan sağlamak istiyoruz.

3-Gayrimenkul sektöründe çok fazla üretim var. Ortaya çıkan çalışmaları değerlendirir misiniz? Bu üretim mimarlık ve kent için arzu edilen bir durumu yansıtıyor mu?

Bu soruyu Türkiye ve özellikle ikamet ettiğimiz şehir olan İstanbul özelinde ele aldığımızda, çok fazla olmanın yanı sıra çok hızlı ve plansız yapılaşma ile karşılaşıyoruz. Parsel bazında dönüşümler, kapalı site inşaatları ve neredeyse şehir ölçeğinde geliştirilmiş kentsel-kamusal değeri gitgide azalan yapılı bir çevre söz konusu.

İstanbul’un gelişimindeki en büyük eksi bu anlamda kentsel stratejiler ve planlamalar gözetilmeden yapılan, kendi plan notları çerçevesinde maksimum verimin maksimum inşaat alanı olarak yorumlandığı yapısal çevreler. Bu şekilde hız ve rant kaygısı dolayısı ile yığınla ortaya çıkan yapılar, birbirine referans vermeyen, insan ölçeğinin dışına çıkan, arsaya konumlanışında dahi çevresel parametreleri gözetmediğinden dolayı dokuyu bozan bir tavır sergiliyor. Özellikle yeni gelişim alanlarında yer alan yapılaşma şehre kapalı, kendi içinde noktasal kamusal mekanlarını oluşturan sitelerle dolu.

4-Siz bu üretimin neresindesiniz?

Biz bu üretimin tam da içinde kendimize bir yer edinmeye çalışıyoruz. İkimiz de yüksek lisanslarımızı ve çalışmalarımızı kentsel parametreleri gözeterek yaptık. Bu duyarlılık kapsamında zaman zaman kent planlamasında strateji oluşturmak ve kentsel kılavuzlar oluşturmak, uyum içerisinde yapılı çevreler geliştirmek adına belediyeler ile atölye çalışmalarında bulunuyoruz. Kentsel dönüşüm ya da yeni yapılaşma alanlarında gözetilmesi gereken parametreler üzerine mimari katkılarda bulunacak projeler geliştiriyoruz. Örneğin Kağıthane belediyesi için geliştirdiğimiz kılavuzda yapılaşmanın gözetmesi gereken parametreleri yatırımcılar için görselleştirdiğimiz bir çalışma mevcut.

Kendi özelimizde ise, bize yatırımcı belli bir proje ile geldiği zaman yatırımcının işletimsel kaygılarını sağlamanın yanı sıra kullanıcının memnuniyetini ve yapının kente katkısını mutlaka gündeme getiriyoruz. Mümkün olduğunca çok alternatif geliştirerek projeye “artı değer” katacak kullanımları entegre etmeye çalışıyoruz.

5-Kent ile mimariyi entegre eden bir takım projeler tasarlama kaygısı ile hareket ediyorsunuz. Bu anlayışın yaratacağı etki konusunda nasıl bir projeksiyon çizersiniz?

Mimarinin kentten bağımsız düşünülemeyeceğine inanıyoruz. Doğru yerde doğru stratejilerin kurgulanması, hem yapısal hem de kentsel katkı sağlıyor. Daha önce de bahsettiğimiz gibi tam tersi durumlarda gitgide mekansallığı kaybolan şehirler söz konusu. Kent ile mimari entegre düşünülerek geliştirilen mimari yaklaşımlar sayesinde kentte bir akupunktur etkisinin olacağına inanıyoruz. Doğru müdahaleler içeren yapılaşmalar sayesinde kentsel mekanların çoklanması, sosyolojik ayrışmanın azalması ve hatta suç oranlarının azalması gibi etkiler bile mümkün. Bu anlamda mimarinin önemine ve doğru stratejilerin katkısına inanıyoruz.

6-Mimarlığı kentsel, işletimsel ve mekansal potansiyelleri ortaya çıkartmak için ara yüz olarak kurgulama taraftarısınız… Bunu, mimarın tek başına gerçekleştirebilmesi mümkün mü?

Mimar bunu tek başına gerçekleştiremez. Yalnız mimarın rolü ve yaklaşımı bu yönde olmalıdır bize göre. Verileri toplama, doğru süzgeçlerden geçirerek harmanlama ve tüm parametreleri yoğurarak alternatifleri oluşturmak mimarın yapabileceği kısımlar. Tabii ki tüm bunların hayata geçebilmesi için yatırımcının bu esnekliği sağlaması, vizyonların örtüşmesi gerekiyor.

Final ürün odaklı beklentilerin bir kenara konup katı kabullerin kırılabilmesi çok doğurgan yaklaşımların önünü açabiliyor. Günümüzdeki “maksimum emsal” yaklaşımının “maksimum verim”i sağlayacak stratejilerin üretilmesi üzerinden yeniden sorgulanması gerektiğine ve ancak bu şekilde yeni tipolojiler ve mekânsal arayışların sağlanabileceğine inanıyoruz. Bu anlamda belediyeler, yatırımcılar ve yönetmelikler mimarların önünü açmalı, planlamacılarla birlikte konsültasyonlarla daha doğru yatırımların yapılmasına önayak olmalı.

7-Sağlık yapıları, üzerinde yaptığınız birkaç projeyi dikkate aldığımızda uzmanlaştığınız bir alan olarak tarif edilebilir… Bu tür çalışmalar, diğer tasarım alanlarınızdan hangi yönüyle farklılaşıyor? Buradaki hassas çizgi nedir?

Bizim açımızdan aslında değişen bir şey olmuyor.  mutlaka ki her tasarım konusunun yönetmeliği, verileri ve parametreleri farklı oluyor ama ortak nokta ölçeği ne olursa olsun mekanın bağlam ile kurduğu ilişki. Klinik yapılarının birer kamusal mekan olduğu düşünüldüğünde kullanıcıyı içeriye davet eden, mekanların ilişkisi doğru kurgulanmış, amaca yönelik olmanın yanı sıra mekana katılmış artı özellikler ve kullanımlarla şekillenmiş mekanlar üretmek tasarımdaki hassasiyetimiz diyebiliriz.

8-Disiplinlerarası işbirliği tasarımın olmazsa olmazları haline geldi. Sizin tasarım yaklaşımınızın özünde de farklı deneyimleri, birikimleri bir araya getirip sinerji oluşturma var. Bu dirsek temasının tasarıma olan etkisini nasıl okumak/görmek lazım?

Bizce bu sinerji ancak ortak hedef (the greater good) aynı olduğunda gerçekleşebiliyor. Proje üretirken çok çeşitli kanallardan beslenme ihtiyacı duyuyoruz. Benzer yaklaşımları olan farklı disiplinlerden kişilerle bir arada bulunmak, tasarımlarımızın gelişmesine ve ilerlemesine yardımcı oluyor.

9-Günümüzde mimarlar ile geliştiriciler arasındaki ilişki doğru bir zemine oturuyor mu? Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Geliştiricilerin beklentileri ve parametrelerini en doğru şekilde yorumlayarak doğru projeler ile katma değerin arttırılması ve stratejiler düşünülmesinin mimarın üstüne düşen görev olduğundan bahsetmiştik. Bu ilişkinin doğru çalışması – doğru bir zemine oturması için yatırımcıların/geliştiricilerin esnek ve katı rantsal kabullerden ziyade yeni alternatiflere açık olmasına bağlı. Metrekare karşılıklarının milimetrik hesaplarından çok mekanın kalitesini ve işletimsel değerini arttıracak yaklaşımlarla ilgilenmesi bize göre mimarla çalışan geliştiricilerin farkı olmalı ve bu ilişki bu şekilde kurgulanmalı.

10-Bir tarafta mimari tasarım, öte tarafta iç mimari, diğer tarafta da kentsel tasarım… Bunların en doğru şekilde bir araya gelebilmesi için özellikle hangi aktörlerin ortak çalışmalarına ihtiyaç var?

Mimarın rolünün bir orkestra şefliği olduğunu düşünecek olursak, bu farklı aktörlerin bir araya doğru şekilde gelmesi, tasarımların daha mesnetli olmasını ve genel anlamda eksik bir ayağının kalmamasını sağlar.

11-Kentsel dönüşüm, kentsel yenileme çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerinizi öğrenebilir miyiz? Kent, nasıl dönüşüyor, neye dönüşüyor? Hayal ettiğiniz bir durum tarifliyor mu yapılan çalışmalar?

İçinde bulunduğumuz kentleşme çağında (urban age) kent nüfusunun hızlı artışı ve inşaatın lokomotif sektörü olması fazlası ile plansız yapılaşmayı beraberinde getiriyor. Özellikle kentsel dönüşüm konusuna değinecek olursak, en sakıncalı yanının ekolojik dengeyi bozması olduğunu düşünüyoruz. Yer altı otoparklarının kurgulanması, emsali yüksek yapılaşmalar kentteki yeşil dokusunun git gide yok olmasına sebebiyet veriyor. Noktasal yükselen yapıların bile bahçelerinin ağaç dikilemez bir hale gelmiş olması, kentteki beton / yeşil oranını ciddi anlamda etkiliyor. Bu projeksiyonda kentin gitgide daha az zemin oturumuna sahip ama doğal alanı git gide azalan yapı stokları ile dolu bir mekana dönüştüğünü gözlemleyebiliriz.