İç Mimarlik Dergisi - Söyleşi


go to the

profile page


author:

Büşra Çağlar


go to the

original publication


download here:

pdf


İç Mimarlik Dergisi - Soylesi

Slash Architects | “Benzer projelerde kaygılarımız ortak olsa da her bir tasarımımız kendine özgü”

Bu haftaki “Ofis Havası” söyleşi serimizde Slash Architects kurucuları Şule Ertürk Gaucher ve İpek Baycan ile ile birlikte sağlık yapılarında iç mekan tasarım üzerine uzun soluklu bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bize biraz kendinizden ve Slash Architect’in kuruluş hikayesinden bahseder misiniz?

Ş.E.G.: Lisansımı Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde tamamladıktan sonra 2012-2013 yılları arasında Y.T.Ü. Bilgisayar Destekli Tasarım Bölümü’nde yüksek lisans çalışmalarına başladım. Paris Ecole Speciale D’architecture’de Parametrik Tasarım üzerine çalışmalarımı devam ettirdim. Mimarlık pratiğine 2009 yılında başladım ve 2012-2013 yılları arasında Ateliers Jean Nouvel ofisinde tasarım departmanında konsept geliştirme ve ileri modelleme üzerine çalışmalarımı sürdürdüm. Paris’te kaldığım süre boyunca “Ecole Speciale D’architecture”de Computational Design üzerine dersler verdim. 2012 yılından itibaren Paris ve İstanbul’daki çeşitli okullarda ve mimari ofislerde “Parametric Tools” ve “Advanced Modelling” üzerine çok sayıda workshop’ın yürütücülüğünü üstlendim. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde proje derslerinde yürütücü olarak yer aldım.

İ.B.: 2008 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mezun oldum. 2008-2010 yılları arasında I.T.Ü. Mimari Tasarım Yüksek Lisans Programı’nda, sosyolojik bir kavram olan “Tampon Mekanizma” kavramını “Tampon Mekan” kavramına uyarlamak üzerine çalışmalarda bulundum. 2010-2012 yılları arasında Emre Arolat Architects’de farklı ölçekler ve tipolojiler üzerine çalıştıktan sonra, 2012 yılından itibaren farklı ofisler ile proje ortaklıkları kapsamında kentsel tasarımdan iç mimarlığa kadar farklı ölçeklerdeki projelerde proje müellifi olarak yer aldım. Gebze Teknik Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nde proje derslerine yürütücü olarak katıldım. 2013 yılında “glaisterllgaucher architects” adı altında kurmuş olduğumuz ofisimizi çeşitli ortaklıklarla geliştirmeyi hedefleyerek kurumsal kimliğimizi Slash Architects olarak yeniledik. 2016 yılından itibaren kentsel tasarım, mimari, iç mimari ve uygulama alanlarında çalışmalarımıza Slash Architects adıyla devam ediyoruz.

Ofisinizin ismi ve ofis felsefeniz hakkında neler söylemek istersiniz? Mimarlık sizin için ne ifade ediyor?

Ş.E.G.: Mimarlık pratiğini mimarlığı besleyen bütün tasarım kanallarını birleştirerek ele almaya çalışıyoruz. Slash Architects de bu anlamda ismini “slasher” kavramından alıyor. Biraz daha açıklamak gerekirse “slasher” kavramı, farklı uzmanlıkları bünyesinde barındıran ve bu şekilde daha bütüncül tasarımlara ulaşmayı hedefleyen bir yapıyı ifade ediyor. Biz de Slash Architects olarak çağdaş mimarlığı “tek kişinin elinden çıkan” bir üretim olmaktan öte, daha bütüncül ele alınması gereken farklı vasıf ve deneyimlerin ortak ürünü olarak ortaya koymayı hedefliyoruz.

İ.B.: Slash Architects olarak kentsel bağlamda mekan üretim biçimlerini araştırarak, mimarlığı kentsel, işletimsel ve mekansal potansiyelleri ortaya çıkarmak için ara yüz olarak kurgulamak önceliğimiz. Tasarlanabilir her konu ve ölçeği girift bir şekilde ele alarak, hepsine aynı hassasiyette yaklaşımı önemsiyoruz. Mimari mekan üretimindeki yaklaşımın, tipolojilerinin yeniden düşünülmesi ve kent bağlamı içinde yeniden yazılması yönünde, 2013 yılından bu yana farklı ölçeklerde projeler geliştiriyoruz.

Genel olarak sağlık yapılarının iç mekan tasarımlarını yapıyorsunuz. Bu tarz projelerin tasarım süreçlerinde neleri dikkate alıyorsunuz?

İ.B.: Özellikle iç mekan projelerinde, mekanları tasarlarken, kullanıcı profillerini iyi analiz etmeye, “yer”in getirdiği potansiyel kullanım alternatiflerini gözümüzde canlandırmaya, onlar için sunmak istediğimiz mekanı tanımlamaya çalışıyoruz. Konu aynı olsa dahi her kurumun hastaya ne sunduğu, nasıl hizmet vermek istediği, işletimsel farklılıklar değişkenlik gösterebiliyor; dolaysı ile kullanıcıdan gelen verileri (brief) anlamak ve mekanın senaryosunu bu şekilde kurgulamak önem kazanıyor.

Ş.E.G.: Akabinde tasarlanan mekânın insan psikolojisine etkileri üzerine eğiliyoruz. Bu veri tasarımıza birçok açıdan yön veriyor. Rahatsızlık sonucu polikliniğe giden bir hastanın bir sağlık birimine gelme korkusunu “kendini iyileştirmek için varılan yer” algısı ile değiştirmeyi hedefliyoruz. Hasta karşısında kucaklayıcı, merak uyandıran, güven veren bir yer ile karşılaştığında güncel konusu değişiyor ve belki de oraya neden geldiği ikinci planda kalabiliyor. Bu etkiyi zaman zaman kamusal alanlarındaki eğlenceli bir aktiviteyle bazen de kullandığımız iç bahçelerle sağlamaya özen gösteriyoruz. Bu kucaklayıcı hissi yaratmak birçok yapısal birleşenin kombinasyonu ve dil birliği ile mümkün olabiliyor. Örneğin aydınlatmanın insan psikolojisine etkisi çok büyük, alternatifli direkt ve dolaylı aydınlatmaların kullanımı ile ziyaretçiyi ve personeli yormayan, daha dinlendirici mekânlar yaratmak mümkün. Veya çalışma saatleri bittiğinde mekânın nasıl yaşamaya devam ettiğini göstermek için de aydınlatma elemanlarını kullandığımız; kliniğin kimliğini dışa vuracak şekilde geceleri bir vitrin haline gelmesini sağladığımız oluyor.

İ.B.: Başka bir perspektiften bakacak olursak ziyaretçinin beklentilerinin yansıra tüm gününü orada geçiren personel ve doktorların konfor ve teknik koşullarının yerine getirilmesi kliniklerin işlerliği anlamında çok önemli. Kullanıcıların alışkanlıkların yansıra, onların beklentilerinin ötesinde planlamada yaratılan pratik ve ergonomik çözümler, çalışmayı kolaylaştırmak, zaman kazandıran çözümler üretmek oldukça kritik. Bunun için klinikleri tasarlarken isin mutfağına biraz girmeye, çalışma sistemlerini anlamaya oldukça özen gösteriyoruz.

Ş.E.G.: Bir başka konu da bir sağlık birimine girdiğinizde kamusal alanların kolay algılanabilir, kolay ulaşılabilir akslarda yer alması olmazsa olmazlardan. Mekân rotasının kolaylıkla algılanması ve ulaşılmak istenen alanın mümkün olduğunca görünür kılınması kullanıcının kendini daha güvende hissetmesinin sağlar. Dolayısıyla tasarımlarımızda mümkün olduğunca bekleme ve giriş bölümü ile görsel ve fonksiyonel anlamda bağlantılı sirkülasyon hatları tasarlıyoruz. Buna ek olarak yönlendirici birçok eleman kullanıyoruz. Bu yönlendirmeler bazen grafiklerle, bazen kamusal alanda farklılaşan aydınlatmalarla, bazen de döşemedeki malzeme değişimleri ile sağlanıyor.

İ.B.: Teknik konuları, gelişen teknolojiyi ve yönetmeliği çok yakından takip etmek de klinik mekânlarının tasarımında önemli bir konu. Kaçırılan küçük bir detay mekânın ruhsatının alınamamasına veya teknik bir aksaklığa sebep olabilir.

Klinik projelerinin ne tür dinamikleri bulunuyor? Fonksiyonel gerekliliklerin dışında, sizin mimar olarak eklediğiniz ve daha çok kullanıcıyla ilişki kuran tasarım değerleri hangileri?

İ.B.: Yaptığımız işlere dönüp baktığımızda genelde çok benzer programları çalışmış olmamıza rağmen mekânların birbirine çok benzemediğini fark ettik. Tasarıma yaklaşımda benzer kaygılarımız olsa da her biri kendine özgü mekânsallığını oluşturuyor. Bunun en büyük sebeplerinden biri de bizlere ilham veren başlangıç tohumlarının farklılıkları. Zaman zaman mekânın karakteristikleri o kadar baskın oluyor ki problem çözme tadında yaklaşmanız gerekiyor. Bazen mekânın ve çevresinin yarattığı hissiyat bazen ise müşterinin kurduğu bir cümle bize ilham kaynağı olabiliyor. Bu yüzden butik tasarımlar ortaya çıkıyor. Mekânın ve bağlamın kendine özgü verileri ve potansiyelleri projenin dinamiklerini oluşturmamızda en büyük etken diyebiliriz.

Ş.E.G.: Klinik projelerinde yönetmeliğe göre belirli standartlar mevcut, bu gereklilikleri elbette ki sağlıyoruz ama önemli olan bu kısıtlamalarla birlikte ortaya çıkan mekan üretiminin yaşamsal değeri. Mekanı dinamik, keşfedilesi, sürprizli, bekleme kurgusunu yeniden yaratan; aktif ve pasif dinlenme alanlarını bünyesinde barındıran mekanlar üretiyoruz.

İ.B.: Gelen hastalar için bekleme teması ve mekanın bu esnada yaşattığı deneyim çok önemli. En kritik noktalardan birisi de bekleyiş ve hassasiyet durumunda insan psikolojisindeki endişe durumunu iyi yönetecek, konforlu, sürprizli, rahatlatıcı, steril ama cana yakın bir ortam kurgulamak. “bekleme” kavramı bir polikliniğin olmazsa olmazı. Hatta bazı müşterilerimizin hastaları ortalama bir saat beklettiğinden bahsettiği bile oldu. Özellikle bu mekanda uzun süre geçirme meselesi bizi çok etkiledi. Bekleme aktivitesine nasıl katkıda bulunabileceğimizi araştırdık. Aktif ve Pasif bekleme diye iki kavram altında toplayabileceğimiz nitelikler eklemeye çalıştık mekanlara. Farklı oturum alternatifleri bulunan, çağımızın dijital ihtiyaçlarına cevap verebilecek, karşılaşmalara, tanışmalara ortam sağlayabilecek, kitchenette gibi mekanlarla zenginleştirilmiş bekleme kurguları oluşturuyoruz. Informatif ekranlar, herkesin kullanabileceği notepadler, şarj noktaları ile vakitlerini değerlendirmelerini, hasta olma fikrinden uzaklaşmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Bu sebepten dolayı projelerde kullanılan malzemelerin alternatiflerinden, aktif ve pasif kullanımlı bekleme alanlarına, zaman zaman yoğun bitki kullanımından, huzurlu ve ferah mekanların kurgusuna kadar bir ZEN ortam yaratmayı önemsiyoruz.

Ş.E.G.: Örneğin Gülüş Akademisi projemizde kolonların istila ettiği bir duvar vardı. Net bir koridor elde etmek için şişirdiğimiz bu duvarı çeşitli nişler oluşturarak farklı kullanımlar ve görevler atayarak sirkülasyon hattı boyunca eğlenceli bir mekan haline getirdik.

İ.B.: Farklı yerlerde, bazen ayırıcı olarak bazen dekoratif bir öge olarak canlı bitkileri oldukça fazla kullanıyoruz. Bu kullanım mekanın daha sıcak, samimi ve doğal bir ortam olmasını sağlıyor. Insan psikolojisine iyi gelmenin yanı sıra kapalı alanları canlandırarak iç-dış ilişkisini yeniden yaratıyor. Başka bir deyişle insan odaklı tasarım; insan ölçeği, psikolojisi, rahatlığı bizim olmazsa olmazlarımızdan. Zen bahçeleri ve feng shui yaklaşımına uygun şekillenen tasarımlar ile pozitif enerjiyi mekânlara taşımayı hedefliyoruz.

Ş.E.G.: Mekanlara artı değer katan bu sürprizler sadece bekleme bölümünde değil mekânın farklı noktalarında değişik şekillerde hayat buluyor. Örneğin Doğudent Projesinde küçük klinik odalarında bir kullanıcı modülü geliştirdik. Metrekare olarak küçük olan muayene odalarında hastanın veya hasta yakınının oturabileceği, çantasını koyabileceği, ceketini asabileceği, telefonunu şarj edebileceği basit ama fonksiyonel bir tasarım ortaya çıktı.

İ.B.: Değiştirdiğimize inandığımız başka bir algı da sterilizasyon odalarını polikliniklerde görünmeyen, ölü noktalara konumlandıran bakış açısı oldu. Standart sterilizasyon odaları yerine pratik ve ergonomik çözümler ile sterilizasyon işleminin uygulanma sırasına göre şekillenen; tüm gerekli materyallerin dolapların pratik noktalarında yer aldığı, hassasiyetle tasarlanmış fonksiyonel bir öğe olarak ele alındığı yeni bir sterilizasyon yaklaşımı geliştirdik. Örneğin Batı Ortodonti Polikliniği’nde istasyon tipinde tasarlanmış bu sterilizasyon birimini görünür bir yerde konumlandırıp vitrinleştirerek bu steril ortamın işlemin şeffaf bir biçimde ziyaretçiler tarafından deneyimlenmesini sağladık. Bu tip yaklaşımların kullanıcıların ve ziyaretçilerin mekanın sterilliğine ve hassasiyetine karşı güvenini arttırdığına inanıyoruz.

Ş.E.G.: Bir başka örnek ise, polikliniklerde vitrin oluşturma ve klinik kimliğini cepheye yansıtma yönünde. Unique İstanbul Alışveriş Merkezinde yer alan Smile Shop Projesi, vitrinleşen bir ön muayene odasına sahip. Bu şekilde alışveriş merkezi gibi bir mahalde çapıcı şekilde bir kliniğin varlığını göstermenin yanı sıra, çekici ve steril bir görüntüyü gözler önüne seriyor.

İ.B.: Projeleri ele alırken tüm işletimsel ve mekânsal konsepti birlikte kurgulamak da Slash Architects olarak katmaya çalıştığımız değerlerden biri. Mekan tasarımının kurumsal kimlik çalışmaları ve işletme stratejisi ile yakından ilgili olduğuna inanıyoruz. Kendine piyasada yer edinmek isteyen hekimlerin hedeflerini ve beklentilerini iyi anlamaya, çalışma strateji ve senaryolarını değerlendirmeye başka bir deyişle tüm bu oluşumu bütüncül bir şekilde ele alarak ve mekana yansıtmak bize göre en önemlisi. Bu yaklaşımı mekana grafik elemanlarla, görsel çalışmalarla, çeşitli mottolarla entegre ediyor, kliniğin kimliğini ön plana çıkarma konusunda hekimlere yol arkadaşlığı yapıyoruz.

Sağlık mekânları konusundaki yönetmelikler sizi ne derecede zorluyor? Hijyen ve güvenlik konuları tasarımı ne yönde etkiliyor?

İ.B.: Sağlık mekanları program ve metrekareler anlamında bize bir kılavuz ve sınırlandırmalar oluşturuyor elbet, ama bizler için tasarıma başlamadan halihazırda bilgi sahibi olduğumuz konular olduğu için tasarımlarımızı ona göre geliştiriyoruz. Planlama anlamında bu veriler sistematik çözümler geliştirmemize vesile oluyor.

Ş.E.G.: Hijyen ve güvenlik konuları mekanların belli standartlarda kalmasını sağlıyor. Bazen cephe tasarımlarımızda tabela konusu kısıtlayıcı bir unsur olabiliyor. Öte yandan yönetmelikler, seneden seneye değişkenlik gösterebiliyor, bu sebeple çok yakından takip etmek gerekiyor.

Klinik iç mekânı tasarlarken hasta psikolojisi ve konfor konuları tasarımı ne yönde biçimlendiriyor?

Ş.E.G.: Projeleri ele alırken değişik yöntemler izliyoruz, mekana defalarca gidip farklı kullanıcı kimliklerine bürünüp başka açılardan bakmaya çalışıyoruz. Mekana bir hasta olarak girdiğimizdeki psikoloji ile bazen bir hasta yakını, personel veya hekimin gözünden bakabilmek yaklaşımlarımızı oldukça değiştirebiliyor. Yani hasta psikolojisi de personellerin ve hekimlerin psikolojisi de tasarımımızı aynı oranda etkiliyor.

İ.B.: Örneğin son yaptığımız projelerden biri olan Arnavutköy Web Klinik projesi’nde 75 metrekareden oluşan ve önden tek cephesi olan bir klinikte muayenehane odalarını doğal ışık ve havalandırması olmayan arka tarafa yerleştirmek durumunda kaldık. Hastanın kendini her yeri kapalı bir odada hissetmemesi için duvardan cam bir cephe ile koparıp bir iç bahçe oluşturulduk. Böylece hasta tedavisini olurken karşısında canlı bitkilerin yeşerdiği bir duvar görüyor ve kapalı bir mekanda bulunma hissiyatı iç açıcı bir mekanda bulunma hissi ile hafifliyor.

Geçmişteki klinik mekânlarıyla kıyaslandığında günümüz kliniklerinde ne gibi iç mekan yenilikleri söz konusu?

İ.B.: Muayenene ve klinik algısı özellikle Türkiye özelinde hekimin bilinirliği ve tanınırlığı üzerinden gelişmiş durumdaydı ve alternatifler de günümüzdeki kadar çok değildi ; başka bir deyiş ile bir apartman dairesinde konut planlamasından bozma odaları olan bir mekan bile olsa bu hastalar açısından yeterli sayılıyor, mekânsal olarak teknik ihtiyaçların ötesinde bir arayışa büyük ölçüde ihtiyaç duyulmuyordu. Günümüzdeki durum ise oldukça farklı. Tasarlanmış mahallerin kullanım kolaylığını ve estetik mekanın getirilerinin farkında olan hekimler ve ziyaretçiler artık daha farklı taleplerde bulunuyor. Bize gelen hekimlerin pek çoğu daha iddialı, çarpıcı ve kimliklerini ön plana çıkaracak konseptler aradıklarını dile getiriyorlar örneğin.

Ş.E.G.: Klinik mekanı tasarlamak ile ilk kez karşılaştığımızda “sağlık” temasını ve buna bağlı insan psikolojisi ve eğilimlerini araştırmaya koyulduk. Bana göre önceki dönemlerde klasik klinik anlayışına baktığımızda dünya çapında daha steril ve saydam, parlak mekanlar göze çarparken simdi durum daha farklı. Bana öyle geliyor ki diş hekimlerinin mekan tasarımı konusundaki kaygıları oldukça gelişmiş durumda. Bunun bir sebebini de diş hekimliğin estetik anlamda farkındalık düzeyini arttıran bir meslek olmasına bağlıyoruz. Hatta mimarlık ve diş hekimliğinin ölçekleri farklı da olsa benzer iki meslek olduğunu fark ettik bu süreçte. Özellikle genç jenerasyon diş hekimleri mekan tasarımı konusunda oldukça duyarlılar. Aynı şekilde bir marka oluşturma, kurumsal kimlik ve görünürlük konularında farkındalıklarının olmaları birlikte çalışmamız ve birbirimizi anlamamız açısından da faydalı oluyor. Gelen ziyaretçiler veya hastalar için de benzer bir durum söz konusu, herkes eskiye göre daha çok geziyor, yurtdışına gidiyor, herkesin zevk ve beklentisi eskiye oranla daha yüksek. Sağlık sektöründeki mekânların tasarım veya yaratıcılık olmadan da yapılabileceği kanısı artık eskide kaldı diyebiliriz. Müşterilerimiz bize geldiklerinde mekanlarının spesifik klinik işlevlerine göre tasarlanmış olması gerektiğinin bilinciyle geliyorlar.

Klinik iç mekânları tasarlarken tıp dünyasındaki gelişmeleri de takip etmeniz gerekiyor mu?

Ş.E.G.: Yurt içinde ve yurt dışında seyahatlerimizde sağlık sektörü ile ilgili yapılan yeni yerleri, kullanılan güncel sistemleri, standartları, yeni çıkan ürünleri takip etmeye çalışıyoruz. Özellikle teknolojik anlamda geliştirilen cihazlar ve konu ile ilgili pratikleşen kullanımlar bizlerin mekansal kurgularından mobilya detaylarımıza kadar etkiliyor.

Geleceğin klinikleri nasıl olacak? Sağlık sektörünü ne tür mekânsal yenilikler bekliyor?

İ.B.: Geleceğin klinikleri dijital dünyanın etkilerinin daha çok görüldüğü, hizmetlerin çeşitlendirildiği ve sunulan imkânların arttırıldığı mekanlar olarak karsımıza çıkacak. Aynı şekilde diş hekimliği sektöründeki ilerlemeler ön plana çıkacak, kullanılan teknolojik cihazların görünürlüğü de (lazer v.s.) mimari mekânların şekillenmesine vesile olacak. Diş Hekimliği açısından gittikçe önem kazanan diş estetiği teması ile estetiğin ön planda olduğu kliniklerin çoğalacağını düşünüyoruz.